-
İskan Tarihine Bakış
( 1 öğe )
YÖRENİN İSKÂN TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞTürklerin tarih sahnesine çıkışı M.Ö. Binlerce yıl evveline götürülür. Mezopotonya uygarlıklarından Sümer’ler, Hatti, Hitit, Frikyalı’ların Türk soylu olduğu yönünde önemli bilgi ve belgeler bulunmaktadır. Genel Türk tarihi, Türklerin batı dolayısı ile Anadolu ayağına ilişkin bu bilgileri aktarırken, biz burada Türk birliğini kurmuş Orta Asya menşeili Oğuz Türklerini ve bunların teşkilat yapıları üzerine duracağız. Türklerin tarihte, Orta Asya adı verilen bölgede bulunan Tanrı ve Altay Dağları arasında yaşadığı bilinen bir konudur. M.Ö.4-3 binli yıllarda Altay Devleti adıyla Altay-sayan dağları arasında bir devlet kurduğu ve bu devletin sınırlarının Türkistan ve Hindistan’ı, M.Ö. 2000 yıllarında bu günkü İran’ı etkisine aldığı ve M.Ö.1700-1500 yılları arasında yıkıldığı belirtilmektedir. M.Ö. 8-7 Yüzyıllar arasında tarih sahnesinde görülen ve Turani soydan olduğu bilinen “Saka-İskit Devleti” Türk coğrafyalarında hakimiyet kurmuştur. Sınırlarını Çin’in batısından başlayarak, Karadeniz sahillerine kadar genişletmişlerdir. M. Ö. 444. Yüzyıllarda imparatorluk kurmuş Hun Türklerinin korkutucu ihtişamı ve Çinli’lerin bu imparatorluğa karşı önlem amacıyla sınırlarına 450 km. uzunluğunda set çekip kendilerini korumaya çalıştıkları bilinir. Söz konusu yıllarda İmparatorluk kurmuş ve güçlü komşularına gözdağı olmuş bu milletin köken tarihçesi hakkında ne yazık ki, yeteri kadar yazılı bir bilgi henüz bulunamamıştır. Kuraklık ve siyasi nedenlerden dolayı ata yurtlarını terk ettikleri belirtilen Türklerin, uzantılarının değişik zamanlarda yapılan akınlarla Anadolu’yu yurt edindikleri yine aktarılan konulardandır.Doğu Anadolu bölgesinde M.Ö. 9-7 Yüzyılları arasında Türk kavmi olduğu bilinen Urartu ve İskitlerin hâkimiyeti görülmüş ve İskitler bu hakimiyetlerini M.Ö. 189 yılına kadar sürdürmüşlerdir. Bizans döneminde Anadolu’da “Peçenek, Kıpçak, Saka-Part, Kimmer” lere mensup Hıristiyan Türk ile “Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Uygur, Tatar, Azeri, Misket, Karakalpak” ve bunlara bağlı pek çok Müslüman Türk aşireti bulunduğu bilgileri aktarılmaktadır. M.Ö. 120 yılında Bulgar Türkleri, M.S. 216 yıllarında Hazarlar ve Barsullar’ın siyasi hâkimiyeti görülmüş, M.S. 395 yılında, Hun Türkleri bir taraftan Balkanlar, bir taraftan da Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya akın düzenlemiş ve Kafkaslardan gelen akıncı gurupları, Erzurum üzerinden Karasu yolu ile Malatya’ya ulaşmışlardır. Daha sonraları Çukurova’yı zapt ederek Urfa, Antakya Kalelerini kuşatırlar. Oradan Suriye’ye inen Hun atlı birlikleri Sur, Kudüs yöresini etkisine almışlar Doğu Anadolu, Azerbaycan yoluyla yeniden Kafkas dağlarını aşarak Karadeniz’in kuzeyindeki yurtlarına dönmüşlerdir. Hun Türklerinin Anadolu akınlarından sonra, Sibir-Sabar Türkleri, Tanrı Dağlarının batı bölgelerinde bulunan yurtlarından kalkarak Anadolu’ya akın yapmışlar ve 508 yılında yapılan bu akınlarla Kayseri, Konya, Ankara yöresini etkisine almışlardır. Hun ve Sabar-Sabir Türklerinden sonra, İslamiyet’i kabul etmiş Oğuz Türkleri, Abbasilerle birlikte VIII. Yüzyılda Anadolu seferi düzenlemişler ve bu seferler sırasında Türkistan ile Horasan’dan Anadolu’ya gönüllü askerler gelmiştir. 875 yılında Oğuz Türkü “Tolunoğlu Ahmet Bey”, Mısır, Şam, Halep, Antakya yöresine sülale adıyla hanlığını kurmuş ve bu yüzyıllarda peş peşe gerçekleşen tarihi vakalarla sınırları Hazar’ın güney doğusundan itibaren, Sırderya Nehri vadisi boyunca uzanmıştır Bu bölgelerde yaşamlarını sürdüren Oğuzları etkisine almış ve bunun neticesi olarak Oğuzlar batıya göç ederek, İran, Irak, Suriye ve Anadolu’ya gelmişlerdir. 1016 yılı, daha Selçuklu Devleti kurulmadan önce Çağrı Bey komutasında bulunan Türkler Horasan, İran ve Anadolu’ya seferler düzenlemişlerdir. Horasan ve Nişabur’da kuvvetlenen Selçukluların ilk hükümdarı olan Tuğrul Bey, 1054 yılında Doğu illerimizi kuşatarak Malazgirt’i etkisine almış ve Selçuklu akınları Bizans üzerine kesintisiz olarak devam etmiştir. Anadolu’ya yapılan ve yüzyıllarca süren bu akınlar, yörede yaşayan yerli ahalinin can güvenliğini ortadan kaldırmış ve bunun neticesi olarak, can güvenliği kalmayan Bizans ahalisi atlarını, arabalarını alarak deniz ötesi bölgelere göç etmek durumunda kalmışlardır. Bizans halkının göçleri sunucu oluşan Anadolu’daki bu boşluk ortamını Bizanslılar sadece askerlerle dolduramamış ve bu boşluk ortamı Türk akıncılarına başka bir ifadeyle fetihlerine büyük oranda yardımcı olmuştur. Göçlerden oluşan boşluk ortamı, fetihten önceki yüzyıllarda önce gelip Bizans içerisine yerleşmiş Türkler, Sultan Alparslan’ın ordusuna büyük yardımlarda bulunmuşlar ve onun yanında yer alarak Bizans’a karşı savaşmışlardır. Fetihten sonra 1085 yılında Anadolu’ya önemli bir Türkmen göçü yaşanmış ve bu göçte yöreye de yerleşmeler olmuştur. Anadolu tarihin her devrinde olduğu gibi 1231 yılında 12 000’i asker olmak üzere On binlerce Harzem Türk göçleri takip etmiştir. XIII. Yüzyılın ilk çeyreğinde Babai Tarikatı kurucusu Baba İlyas tarafından çıkartılıp, baş halifesi “Baba İshak” tarafından idare edilen “Babai” isyanları devlet ve ahaliye büyük zararlar vermiş, gücü zayıflamış devlet 1243 yılında yapılan Moğol İstilasına engel olamamıştır. Moğollar, 1256 yılından itibaren Sivas’tan, Kütahya’ya, Kara Hisâr-ı Demürlü’den, Konya’ya kadar göçebe hayata elverişli tüm Orta Anadolu otlaklarını işgal etmişlerdir. Bu işgalde Asya’nın ortasından başlayan Moğol istila selinin önü süre kaçan pek çok Uygur, Kıpçak ve diğer Türk kavimleri de Anadolu’ya gelip yerleşmişlerdir. Moğolların Ca-ungar (Çongar) koluna bağlı aşiretler, Çorum, Sivas, Yozgat, Kırşehir yöresine yerleşmişler ve bu işgalde, ünlü Şehzadeleri “Kongurtay, Turku ve Tuvadın” Delice kışlaklarını yurt edinerek işgal kuvvetlerini buradan yönetmiştir. Bu şehzadelerin yaşadığı yerler zamanla daha da gelişmiş kendi, başka bir ifadeyle, Konur ve Çongar adlarıyla tarih sayfalarında yerini almıştır.Kongurtay’ın yönetimi sırasında işgale karşı direnen Türkmen direnişçiler saklandığı ormanlarla birlikte yakılarak imha edilmişlerdir.Moğollar, buradaki hâkimiyetleri döneminde yerli Türk insanına büyük baskılar yapmış ve bu insanlardan önemli bir bölümünü yöreden göç ettirmişlerdir. Bu baskılara dayanamayıp yöreden göç eden on binlerce Türkmen güneyde konuşlanmış Memlûklu Devletine sığınmış, onlarda bu Türkmenleri tampon bölge durumunda bulunan İlhanlı ile Ermeniler arasına yerleştirmişlerdir.XIII. Yüzyılın ortalarında Denizli havalisinde 200 000, Kastamonu havalisinde 100 000, Ankara’nın kuzeyindeki dağlık bölgede 30 000 çadırlık Türkmen ahalisi yaşadığı kaydedilmektedir. Anadolu’ya gelerek burayı yurt edinen Oğuz Boyları burada boy, soy, aşiret, cemaat, oymak, taife, bey adlarını yaşatmışlar, bu adları ya yerleştikleri yere vermişler ya da kendilerine isim (lakap) olarak almışlardır. Yer, soy ve sülale adlarını incelediğinde bu durum açıkça görülmektedir.Memluklulara sığınmış Türkmenler Suriye Valilerinin hizmetine girerek kuzeye doğru yaptıkları seferlere katılmışlar ve Maraş’a kadar ilerlemişler, yaptıkları mücadelelerde edindikleri başarılarla Memlûkluların güvenini kazanmışlar, onların desteğini alarak Halep Valiliğine bağlı Zeyneddin Karaca Bey önderliğinde Emirliklerini kurmuşlardır. Böylelikle kendi kendilerini idare etmeye başlamışlar ve Halep’ten başlayıp, Elbistan’a kadar uzanan bölgeyi yurt edinmişlerdir. Zamanla güçlenerek bazen Memlûklularla, bazen de kendi başlarına sefer düzenlemişler ve bu seferleriyle isimlerini çevreye duyurmuşlardır.Emirliklerini kurduktan sonra Tarih sayfalarında Dulkadirliler adıyla anılmaya başlamışlar ve Karaca Bey komutasında gelişmesini sürdürmüşlerdir. İlhanlıların iç karışıklığını ve Memlukluların desteğini lehlerine kullanmışlar kuzeye yani, Orta Anadolu içlerine doğru seferlere başlamışlar ve böylelikle 1294 yıllarında Sivas’a kadar ilerlemişlerdir.Dulkadirli ile Memlûkluların iyi ilişkileri çok sürmemiş, Halep Valisine götürülmekte olan bir ganimet kervanını Türkmenlerin soyduğu iddiası ve buna Karaca Beyin duyarsız kaldığı gerekçesiyle Halep Valisi Karaca Beyin üzerine yürümüştür.Bu yürümeden netice alamaması sonucunda Eretnâlılar’dan yardım istemiş ve Eratnâlılara bağlı güçler bir yerde Karaca Beyi yakalayıp, Memlûklulara teslim etmişlerdir. Memlûklular da 1353 yılında Karaca Beyi asarak öldürmüşlerdir.Güneyde bu durumlar cereyan ederken Kara Hisâr-ı Demürlü yöresinin çehresi değiştirilmeye başlanmış ve bu çerçevede XIII-XIV. Yüzyılda zamanının modern mimari üslûbuyla Kara Hisâr-ı Demürlü Tülüce Camî inşâ ettirilmiştir.Hâl böyle iken Anadolu’da son Moğol Valisi olan Demirtaş, kayın biraderi olan Uygur Türk’ü Eretnâ’yı yerine vekil bırakarak Mısır’a iltica etmiştir. Eretnâ Beyde çok geçmeden bu fırsatı kendi lehine kullanmış ve merkezi Kayseri olan Danişmendiye topraklarına kendi adıyla devletini kurmuştur. 1380 yılında ölümü üzerine yerine küçük yaştaki oğlu Mehmet geçmiş ve devletini iyi bir şekilde idare edememiştir. Bunun üzerine Kadı Burhanettin Ahmed yönetime el koymuş, kendi adıyla devletini kurup, yöreyi 1390’lı yıllarda Aksaray Vilâyeti idari sahasına dahil etmiştir.Bu dönemlerde Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt yöreyi Osmanlı yönetimine almak için seferler düzenlemiş ve yöreyi geçici olarak iki defa Osmanlı topraklarına katmıştır. Buna tepki amacıyla yöreye Timur saldırısı başlamış. Timur kuvvetleri konaklamış dinlenirlerken, otlakta yayılmakta olan atları Dulkadirli Türkmenleri tarafından kaçırılmış ve bu durum Timur’un Dulkadirli Türkmenlerine büyük kin duymasına neden olmuştur.Bu kinin sonucu olarak Dulkadirli illerinde büyük yağmalar yapmış, tabiri yerinde ise yakıp, yıkarak taş üstünde taş bırakmamıştır.1402 yılında yapılan ve tarihte “Çubuk Savaşı” adı verilen savaşta Osmanlı Ordusunu yenen Timur geri dönüşünde kendi soydaşları ile birlikte, beraberinde bir kısım Bozoklu Türkmeni de götürmüştür.Osmanlı topraklarında olaylar böyle gelişirken, komşuları Memlûklular ve Karamanoğulları tarafından cendereye alınmış Dulkadirli Beyliği bu cendereden korunmak amacıyla Osmanlılarla ittifak yapmışlar. 1402 yılından sonra yapılan bu ittifak sonucunda Bozok yöresinde bulunan Çandır (Kasabası), Kozan (köy) ve Budaközü Kazası idari sahasında bulunan Bey Kışlasına Dulkadirli beyler yerleştirilmişlerdir.Dulkadirli illeri ile Çukurova yöresinde yaşayan pek çok Türkmen Aşireti de Osmanlılar ile Karamanlılar arasında tampon bölge konumunda bulunan Kırşehir-Yozgat (Bozok) civarında ki, Moğollardan boşalan köylere yerleştirilmişlerdir.Böylelikle Bozok yöresinde bulunan Moğollardan boşalan köyler Dulkadir illerinden gelen Türkmenler tarfından şenlendirilmiştir. Bu yıllardan sonra yörede Dulkadiroğulları hâkimiyeti başlamış vebölge “Bozok”, Kara Hisâr-ı Demürlü yöresi “Budaközü”, bağlı aşiretleri de yörede, “Şamlı, Halepli, Bağdatlı, Musullu, Tarhanlı,Kerküklü, Maraşlı” adıyla anılmaya başlamıştır. Dulkadirli beyleri Memluklu Devletinden çekindiği için uzun sure beylik merkezi, yani Başşehri Elbistan’ a gidememiş ve devletlerini Bey Kışlasından idare etmişlerdir. Dulkadirli Beyi Nasrettin Mehmet Beyin ölümü üzerine yerine 1443 yılında oğlu Süleyman Bey atanmış, Süleyman Bey kızı Sitti Hatun’u Fatih Sultan Mehmet Hanla evlendirerek Osmanlı, Dulkadirli dostluğunu sağlamlaştırmıştır. 1446 yılında büyük bir deprem hadisesi yaşanmış ve bu deprem tarih sayfalarında Danişmentli depremi, halk arasında da “Küçük kıyamet” adıyla anılmıştır. Kırk gün aralıklarla devam eden bu depremde yörede büyük yıkımlar meydana gelmiş ve bu nedenle pek çok yöre insanı başka bölgelere göç etmek durumunda kalmıştır. Bundan sonra sırasıyla 1454 yılında Melih Arslan Bey, 1467 yılında Şeyhsuvar Bey, 1472 yılında Şahbudak Bey, tahta geçmiş, bazı Türkmen beylerinin Fatih Sultan Mehmet’e bir yazı göndererek, Memlûklu yanlısı ve kardeş katili olan bu beyin alınması ve yerine Şeyhsuvar Beyi atanmasını istemişler, Fatih’te bu beylerin isteğini yerine getirmiş ve Dulkadirli Beyliğine Şeyhsuvar’ı atayıp askeri bir güçle Maraş’a yollamıştır. Şeyhsuvar Bey, beyliğine karşı gelen ve Memlûkluların desteğini gören kardeşi Şahbudak’la şiddetli çatışmalara girmiş; bu çatışmalar sürerken 1471 yılında Şahbudak Bey, Memlûkluların desteği ile tekrar beyliğe atanmıştır.Bunun karşısına da Osmanlı yanlısı olan diğer kardeşi Alaüddevle Bey çıkmış ve Dulkadirli kardeşler arasında taht kavgaları devam etmiştir. Bu kavgaya Fatih Sultan Mehmet müdahale etmiş ve Şahbudak Beyi görevden alarak kendi yanlısı olan Alaüddevle Beyi Dulkadir Beyliğine atamıştır.Alaüddevle Bey, kızı Ayşe Hatun’u II. Beyazıtla evlendirerek Osmanlı Hanedanlığı ile iyi ilişkilerini sürdürmüş, bu iyi ilişki sonucu “Kırşehir, Çiçekdağı, Süleymanlı, Budaközü, Hüseyin-Abâd” ve bunlara bağlı köylerinin de bulunduğu 43 köyü dirlik arazisi olarak vermiştir. Kardeşler arasında taht kavgaları sürerken 1489 yılında Alaüddevle Bey baskın gelmiş ve Şahbudak Beyi yandaş aşireti Rişvan Aşireti ile birlikte bertaraf etmiştir. Şahbudak Bey kaçıp, Amasya Valisi olan Şehzade Beyazıt’a sığınmış, Rişvan Aşireti de yaşamını sürdürmüş olduğu Kırşehir ve Bozok civarından, Maraş yöresine geri dönmek durumunda kalmışlardır. Dulkadirliler, dolayısıyla yörede bu olaylar cereyan ederken Moğol istilasından sonra Anadolu’yu terk edip doğuya göç eden, “Şambayadı, Ağcalı, Akçakoyunlu, Kızılkocalı, Dedesli, Ustaculu (Çayan-Çavuşlu), Turgutlu Aşiretler”ine bağlı Türkmenler, İran’da devlet kurma çalışmalarına başlamış ve bu çalışmalarına Anadolu’daki akrabalarının desteğini istemişlerdir.Aslen, Anadolu Türklerinden olan Şeyh Cüneyt, oğlu Şeyh Haydar ve torunu İsmail (bu Şah İsmail) Bozoklu müritlerini desteğe çağırmış, başta “Söklen, Ağcalı, Şambayadı Aşiretleri” olmak üzere “Varsak, Akkoyunlu-Karakoyunlu Aşiretleri”nden de önemli ölçüde destek almıştır.Diğer Anadolu Türkmenleri gibi bu aşiretler de Şah İsmail’in etrafında toplanıp, onun hükümdarlığında kurulan Safevî Devleti’nin Kuruluşu için İran’a gitmişler ve dolayısıyla 1502 yılında Safevî Devleti’ni kurmuşlardır. Önemli bir kısmı Kara Hisâr-ı Demürlü yöresinden olduğu anlaşılan bu Türkmenler, Safevî Devleti kurulduktan sonrada yardımlarını göstermişler ve bu devlete önemli ölçüde insan gücü desteğinde bulunmuşlardır. Gerek önceki gerekse sonraki dönemlerde İran’a gitmiş ve Safevîlerle birlikte hareket etmiş aşiretlere bağlı taifelerin tamamına yakınının yörede bulunduğu tarihi kaynaklar ve yerleşimlerden anlaşılır. Alaüddevle Beyden sonra tahta oğlu Şahruh Bey geçmiş, buna karşı da eski beylerden Şahsuvar Beyin oğlu Ali Bey gelmiş ve Dulkadirli kardeşler arasında taht kavgaları sürmüştür. 1515 yılında bizzat Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından yönetilen Osmanlı ordusu XIII. Yüzyılda kurulan ve sınırlarını genişleterek Bozok civarını siyasi etkisine almış, Dulkadirli Devletinin varlığına son vermiş ve bu savaşta On bin kadar Dulkadirli Türkmeni İran’a kaçmıştır. Buna tepki amacıyla 1519 yılında Şah Veli adıyla anılan bir kişi etrafına topladığı, içlerinde Hisarbeyli Aşireti beylerinin de bulunduğu üç-dört bin kişi ile mühim bir isyan çıkartmıştır.Bu isyanda önce Bozok Valisi Üveys Beyin evini basıp, Sivas Beylerbeyi Şadi Paşa ve bağlı güçlerini yenmiş olmasına karşın daha sonra oluşturulan bir güce yenilmiş ve bu yenilgide Şah Veli yakalanarak, başı vurdurulmuştur. Tarihte yaşanan ilk Celâli isyanı olduğu kabul edilen bu isyanın, Şah İsmail’in Anadolu’daki yandaşları tarafından çıkartıldığı kaydedilmektedir.Siyasi işler bu şekilde sürerken, XIV. Yüzyılda başlayan gelişmeler devam etmiş ve bu çerçevede 1521 yılında Kara Hisâr-ı Demürlü bölgesine Erkulu (Ergülü) Baba Vakfı önemli yatırımlar yapmıştır. Dulkadirli Devletine son verilmesine Anadolu Türkmenleri karşı çıkmaya devam etmiş ve 1527 yılında Hacı Bektaş-i Veli şeyhlerinden Kalender Çelebi öncülüğünde büyük bir isyan çıkartılmıştır. Yirmi bini aşkın isyancının katılımıyla çıkarılan bu isyana “Dulkadirli, Bozoklu, Çiçekli, Mesudlu, Karacalı Aşireti” mensupları ile işsiz kalıp, dirliği ellerinden alınan Dulkadirli sipahileri de katılmış ve isyan güçleri, devlet güçleriyle girdiği çatışmalarda galip gelmiştir. Bunun üzerine devlet işsiz kalıp, dirliği kesilen sipahilerin dirliğini geri vermiş ve böylelikle Kalender Çelebi’nin arkasından ayrılmalarını sağlamıştır. Sipahilerin arkasından ayrılmasıyla Kalender Çelebi güçsüz kalmış ve devlet güçleri tarafından yakalanarak öldürülmüştür.1601 yılında devam eden Celâli İsyanları yörede büyük zayiatlara sebebiyet vermiş, isyancıların baskılarından kaçan yöre insanı başta Ankara olmak üzere komşu il ve ilçelere sığınmışlardır. İsyanın bastırılmasından sonra kaçan insanların yurtlarına geri dönmeleri yönünde çağrılar yapılmış ve bir kısmı bu şekilde geri döndürülmüştür.XVII. Yüzyılın başlarında Kara Hisâr-ı Demürlü’ye yatırımlar devam ettirilmiş ve bu konuda Sungurlu İlçesi Sarıkamış mevkiinde bulunan cami yaptırılmıştır. XVII. Yüzyıl sonlarında başlayıp, yüz yıl sürdüğü belirtilen ve çoğunluğu Bozok Sancağı civarından olduğu anlaşılan 84 000 çadır Türkmen ailesinin başta Rakka (Diyarbakır, Halep arası), Kıbrıs, olmak üzere yurdun değişik yörelerine zorunlu iskâna tabii tutulmuş ve bunlardan boşalan yerleşim yerlerine konar-göçer halde yaşayan Türkmenler yerleştirilmişlerdir.Söz konusu iskanla yörede bulunan “Kara Hisâr-ı Demürlü kaza ve nahiyesi, Salmanlı Kazası, Deliceözü Kazası, Konur Kazası, Kızılkocalı Kazası” gibi pek çok şehir ve köy boşalmıştır. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi ayrı bir başlık altında verilmiştir.Yörede tarihi olaylar bu şekilde sürerken, İran’da hüküm süren Safevî Devletinde kardeş kavgaları başlamış, kardeşlerden Abbas Bey Osmanlı Devletine sığınmıştır. Hükümet Abbas Beye Midilli Adasında ikamet göstermiş, Abbas Bey ise burada durmayarak taraftarlarının yaşadığı Bozok Sancağına gelip yerleşmiştir.Önceki yüzyıllarda olduğu gibi yine, Bozoklu Türkmenler Safevî Devletinin güçlendirilmesine destek vermiş, Alaca Beyi, Mamalı Aşireti mensubu Ömer Bey (Bu Çapar Ömer ‘Çapanoğlu’ olması kuvvetle muhtemel) ile Sungurlu Beyi Sungur Bey, yöreden topladığı 3000 atlı gücü İran’a yollamış ve Abbas Bey İran’a vararak şahlığını ilan etmiştir.Osmanlı Devletinin gerileme döneminde Budaközü yöresi asker kaçağı eşkıyaların yurdu, başka bir ifadeyle kurtarılmış bölgesi haline gelmiş ve bu eşkıyalar uzun yıllar yöreye büyük zayiatlar vermiştir. Yine, bu yüzyılda yörede büyük zelzele ve yangın felaketleri yaşanmış, bu felaketlerden dolayı bir gurup yöre insanı başka yerlere göç etmişlerdir1793 yılında Çorum ve havalisinde büyük bir zelzele hadisesi yaşanmış, bu zelzelede yörede bulunan cami, han, hamam ve konutlar önemli oranda hasar görmüştür.Yörede, 1871 yılında başlayıp ve dört yıl süren bir kıtlık yaşanmış, bu sürede yöre insanı ağaç kabuğu, üzerlik ve ayrık otu yiyerek yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Aradan fazla geçmeden 1883 yılında yöre çekirge istilasına uğramış, milyarlarca çekirge yörede bulunan ekili ve dikili arazide yeşil namına bir şey bırakmamıştır. Bundan dolayı yörede kıtlık yaşanmış ve bu kıtlıktan kurtulmak amacıyla binlerce yöre ahalisi başka yerlere göç etmiştir. 1913 yılında salgın hastalıklar baş göstermiş ve bu salgınlardan çoğunlukla Kafkas göçmenleri olmak üzere çok sayıda yöre insanı telef olmuştur.
|